TARİHÇE
1- TOKAT ADININ KAYNAĞI VE YÖREYE TARİHTE VERİLEN ADLAR
Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi adlı eserinde Tokat isminin Turani asıllı Togayit Türklerinden geldiğini ifade etmiştir. Bu ifadenin zamanla Tahiye, Dokiye, Tukiya ve Tokat şekline dönüştüğünü, bunun bazı İslamî kaynaklarca da benimsendiğini ifade eden M. T. Gökbilgin, İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı Tokat maddesinde bu isimlendirmenin ihtiyatla karşılanması gerektiğini belirtmiştir. Aynı yazar Tokat kelimesinin aynı zamanda surlu şehir anlamına geldiğini, Evliya Çelebi’ye göre Dok-ad adlı efsanevi bir kahramanın adına izafeten verilmiş olabileceğini, Dokat kelimesinin Arapçada bakla gibi bir tahıl maddesine verilen ad olduğunu, bu nebatatın da bu bölgede çok yetiştiği için Tokat adının bu kelimeden kaynaklanmış olabileceğini ileri sürer. Öte yandan 4. yüzyılda İmparator Theodore’un annesi Evdoxia’nın, Evtochia şeklinde değiştirilerek Tokat’a kaynak olmuş olabileceğini ileri sürer.
W.M. Ramsay, Anadolu’nun Tarih ve Coğrafyası adlı eserinde, Dazimon adlı eski Bizans kalesinin yerinin Tokat olduğunu kabul eder. Ancak bir başka araştırmacı Henri Gregoire, Dazimon Kalesi’nin Turhal’ın 10. km. kuzeydoğusunda bulunan Dazmana olduğunu, 1935 yılındaki tespitlerinde ortaya koymuştur. Bu yerleşim yeri eski Dazya olup, günümüzde Gümüştop olarak isimlendirilmiştir.
Konu üzerinde kafa yoran Paul Wittek, İbni Bibi’de geçen Tazimon’un, Hakkı Dursun Yıldız ise Hitit tabletlerinde görülen Tahazzimuna’nın, Dazimon olduğunu kabulle Abbasi-Bizans savaşının cereyan ettiği alanın da buna uygun olduğunu, Tokat’ın kurulduğu alanın ise farklı bir yer olduğunu ileri sürmüştür.
Paul Wittek bir başka makalesinde, Bizans Şehri Dokeza’nın Tokat olabileceğini, beş ayrı kaynağa dayanarak ispat etmeye çalışmaktadır. Bütün bunları özetleyerek bir sonuca varmak isteyen Sargon Erdem ise, “Tokat Kelimesi Üzerine Düşünceler” adlı makalesinde, Wittek’in son makalesindeki açıklamaları tatmin edici bulmaktadır. Aynı yazar Tokat kelimesinin; Türkçe, Arapça ve Grekçe kökenleri ile uğramış olabileceği değişiklikler üzerinde durarak konuya açıklık getirmiş, bunun Grekçe’deki “etrafı tepelerle çevrili çukur yer” anlamına gelen ve P.Wittek’in izaha çalıştığı Dokeia kelimesinin, Tokat’ın orijinal adı olabileceğini mantıklı bir izah tarzı olarak kabul etmiştir .
2- TÜRK DEVRİNDEN ÖNCE TOKAT
Bölge olarak Tokat ve çevresi, prehistorik devirlerden beri aktif yerleşmelere sahne olmuştur. Yöre önceleri; Pontus Galatikos, Pontus Polemmomiakos ve Armenia Secunda adlarıyla anılmıştır. Sonraları M.Ö. III. ve II. Binlerde çevrenin, Hititler tarafından iskan edildiği anlaşılmaktadır. Hitit dönemine ait bulgular, Maşathöyük’te ortaya çıkmıştır . Yöredeki birçok höyük dip kültürünün Hitit ve Frig dönemlerinde (M.Ö. 2000-800) aktif olduğu, özellikle Tozanlı Vadisi, Gümenek ve Kazova’da bu yerleşim izlerinin aranması gerektiğine dair iz ve işaretler bulunmaktadır.
Hitit ve Friglerden sonra Tokat yöresi, geç Asur kolonileri ve Urartuların hâkimiyetleri altına girer. M.Ö. V. yüzyılda Pontusların hakimiyet kurmaya çalıştıkları sırada M.Ö. 323 yılında, Makedonyalı Büyük İskender’in ölümü ile toprakları parçalanmış ve M.Ö. 301 yılında Amasya ve Tokat çevrelerini eline geçiren I. Mithridates, burada Pontus Devletini kurmuştur.
Asıl merkezleri Amasya ve çevresi olan Pontuslular bu dönemde, Tokat’ı etki alanları içinde bulunduruyorlardı. İl merkezinin 8 km. kuzeydoğusundaki Gümenek’in Pontuslular döneminde, Orta Asya’dan kopup gelen Kümanlar tarafından kurulduğu, bu yüzden buraya koman şehri anlamında Komana Pontica denildiği günümüz tarihçilerince de telaffuz edilmeye başlanmıştır.
Gümenek ve çevresi Milattan önceki 3.-2. yüzyıllarda da Kapadokya’ya yakın olması dolayısıyla Pontus ve Kapadokya devletlerinin hâkimiyet alanı içinde varlığını sürdürmüştür. Yine M.T. Gökbilgin’in Ramsay’dan naklettiğine göre; Dazimon Kalesi, Komana’daki Enzo ayinlerinden nefret eden Hıristiyanların göç etmesiyle kurulmuştur. Pontusların çok zeki ve enerjik hükümdarları olan VI. Mithridates ile Romalılar arasında uzun süren savaşlarda yöre zaman zaman, iki ülke egemenliğinde kalır. Sonunda Romalıların Mithridates’i yenmesiyle güç durumda kalan Mithridates kendisini önce zehirler sonra da kılıcına yaslanarak ölür. Yerine geçen oğlu II. Pharnake, Zile Savaşı (M.Ö. 47)’nda yenilir. Galip olan Julius Sezar “Geldim, gördüm, yendim” sözlerini bu savaşın sonunda söyleyerek bütün yöreyi Roma toprakları içine katmıştır. M.S. 34. yılında Komana-Pontus bölgesinin Roma’nın hâkimiyet alanına girmesiyle burası Roma’nın Pontus eyaleti haline getirilmiştir. Bu dönemde Tokat (Komana), Zile (Zela), Niksar (Neocaesarea), Sulusaray (Sebastopolis) kentleri, Roma’nın en mamur kentleri idiler.
- yüzyılda İmparatoriçe Evdoxia’nın bozulmuş şekli olan Evtochia, bu dönem Tokat’ına ad olarak gösterilmektedir.
Doğu Roma (Bizans)’ının hâkimiyet yıllarında çevrede sulh ve sükûnun hüküm sürdüğü anlaşılmaktadır.
Ancak Bizans-Sasani mücadeleleri sırasında Müslümanların istilalarına maruz kalan Tokat, H. 89 (M.712) yılında, Emir Mesleme tarafından ele geçirilmiştir.
Miladi 740 yılında Emir Süleyman bin Hişam tarafından Tokat ve çevresi, yeniden Müslüman Arapların eline geçerse de bir süre tekrar Bizans’ın eline geçmiş sonra da Abbasilerin elinde kalmıştır (M.860) .
3- TÜRK DEVRİNDE TOKAT VE ÇEVRESİ
Tokat ve Niksar çevreleri, Malazgirt Zaferinden kısa bir süre sonra tamamiyle Türklerin eline geçmiştir. M. 1073 yılı sonlarında Sivas’ı kuşatan Melikşah’ın kumandanları; Karatekin, Savlı, Suli ve Danişmend Gaziler, yörenin Türklerin eline geçmesinde büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Özellikle Danişmend Gazi’nin yöredeki Rum-Pontusçulara ve diğer düşmanlarına karşı destansı bir mücadeleye giriştiği çeşitli tarihi kaynaklarda ve Danişmendname’de yer almaktadır. Bazı kaynaklarda Büyük Selçuklu hükümdarı Alp Arslan’ın emirlerinden Tutak ve Artuk Beyler’in yörenin fethinde başlıca rol oynadıkları, bugünkü Artova ilçesinin Artuk Bey’in adına izafeten verilmiş olduğu da belirtilmektedir. Öte yandan Malazgirt Savaşına katılmış olan Melik Danişmend Gazi’nin başta Tokat, Niksar, Sivas, Amasya ve Kayseri olmak üzere yörenin fethini gerçekleştirdiği, fetihten sonra da bu yöreleri içine alan bir coğrafyada faaliyet gösteren Danişmendli Beyliğini kurduğu ifade edilmektedir.
Beyliğin kurucusu Melik Danişmend Gazi’nin çevrede birçok kültür mirası bıraktığı, onu takiben Beyliğin başında bulunanlardan Nizameddin Yağıbasan (1142-1164)’ın saltanat yıllarında da Tokat ve Niksar’da çeşitli mimarlık eserleri meydana getirildiği bilinmektedir.
Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Kılıç Arslan (1156-1192) zamanında Selçuklu ülkesi oğullar arasında bölüşülürken Tokat ve çevresi, II. Rükneddin Süleyman Şah’ın hissesine düşmüştür.
Rükneddin Süleyman zamanında Tokat ve çevresinde Babai isyanları ortaya çıkmış, Baba İshak Keferüddini’nin çevresinde toplanan Babailer, 1239 yılında, etkileri günümüze kadar sürecek olan bir düşünce ve yaşama biçiminin oluşumuna zemin hazırlamışlardır.
Söz konusu yıllarda doğudan gelen Moğol tehlikesi bütün Anadolu’ya korku salmış, Anadolu Selçukluları ile birlikte Atabeyliklerin sahip olduğu topraklar da Moğolların eline geçmiş, Anadolu Selçuklu hükümdarları, vezirler ve devlet görevlilerinin bütün yetkileri kısıtlanmış, Anadolu, İlhanlı Genel Valileri tarafından yönetilir olmuştur. İlhanlılar döneminde Tokat ve Erzincan emirliği Muineddin Süleyman Pervane’ye verilmiş, bunu takiben yöre, Amasya’ya hakim olan Torumtay ve diğer emirler tarafından yönetilmiştir.
Bu dönemdeki en önemli olaylardan birisi de Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane’nin İlhanlı hükümdarı Abaka ile Memluk hükümdarı Baybars arasında izlemiş olduğu ikiyüzlü politikadır. Anadolu Selçuklu hükümdarının İlhanlılara karşı Baybars’tan yardım istemesiyle büyük bir Mısır ordusunun Anadolu’ya giderek Elbistan Ovası’nda 11.000 kişilik İlhanlı ordusunu kılıçtan geçirmesi (1275) üzerine, İlhanlı hükümdarı Abaka Han duruma çok üzülmüş, bir yıl sonra büyük bir ordu ile Anadolu içlerine kadar ilerleyerek önüne çıkan bütün kuvvetleri, şehir halkını kılıçtan geçirmiş ve Tokat kalesi’ne ulaşmıştır. Burada vezir Muineddin Süleyman Pervane’nin Baybars’a yazdığı mektuplar ortaya çıkıp Abaka’ya karşı ihaneti kesinleşince, yakınları ile birlikte Pervane’yi de idam ettirerek Anadolu’da pek çok kan dökmüştür (1277) .
Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasıyla (1308) Tokat, Amasya, Canik, Kayseri ve dolayları tamamıyla İlhanlıların kontrolüne girmiştir. İlhanlı hükümdarı Olcayto Hüdabende zamanında Tokat yöresinde, Barak Baba tarafından Babailerin nüfuzları artmış ve halk arasında tedirginlik ve huzursuzluk yaşanmıştır. Ancak imar açısından bölgede önemli bir takım sanat eseri de boy göstermiştir.
1317 yılında İlhanlıların Anadolu umum valisi Timurtaş’ın Amasya hâkimi ile savaşı kaybetmesi üzerine Sivas’a çekilmiş ve Tokat emirliğine Fahreddin Muhammed getirilmiştir. 1327 yılında Sivas valisi Timurtaş’ın Mısır’a kaçması, ardından 1335 yılında İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümüyle Anadolu’da İlhanlı egemenliği son bulmuş, hemen her yörede bir biri ardınca küçük beylikler (Tevaif-i Mülük) ortaya çıkmıştır .
Söz konusu tarihlerde Tokat ve çevresinde Eratnalıların hakimiyeti başlamıştır. Eratnalıların Tokat emiri Şeyh Hasan Sagii’nin gözdesi Ulu Bey’den sonra yörede, İbrahim Taceddin’in emirlik görevini sürdürdüğünü görüyoruz. Bir takım siyasi değişikliklerin sürdüğü bu dönemde, 1352 yılında ölen Eratna Bey’den sonra Tokat’a önce Sadreddin Süleyman Şah, sonra da Hacı Kutlu Şah hakim olmuştur.
Kayseri ve çevresinde Kadı Burhaneddin tarafından kurulan devletin sınırları içerisinde kalan Tokat ve çevresinde 1380’lerde kuvvet kazanan Gözleroğlu, Köpekoğlu, İnaloğlu ve Şeyh Necip sülaleleri, Kadı Burhanettin tarafından bertaraf edilmiştir. Şeyh Necib’in yerine Kadı Burhanettin’in Tokat emirliğine atadığı Seydi Hüsam, bir süre sonra bu görevinden alınarak Amasya Beylerbeyisi Ahmed Paşa nezdinde elçi olarak görevlendirilmiştir .
Bu küçük emirlikler (Amasya-Tokat-Sivas) ve Kadı Burhanettin arasındaki çekişmeler yöre halkını çok huzursuz etmiş, bunun üzerine Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid’e tabiiyetlerini bildiren halkın isteği üzerine 1392 yılında Yıldırım Bayezid Amasya, Tokat ve Sivas çevresini Osmanlı topraklarına katmıştır.
Bu dönemde Tokat’ı Darü’l-Nasr olarak adlandıran Yıldırım Bayezid, burada kendi adına sikke de bastırmıştır.
Akkoyunlularla Karakoyunlular arasındaki mücadelede Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’un mağlup olarak Yıldırım Bayezid’e iltica etmesiyle bir süre Tokat Kalesi’ne saklandığı bilinmektedir.
1402 yılında Ankara Savaşı sonrası Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid’i mağlup eden Timur, bir süre Anadolu’da kaldıktan sonra Semerkant’a çekilmiş ve 1405 yılında orada ölmüştür. Timur’un ölümü üzerine Anadolu Beylikleri ve Yıldırım’ın oğulları arasında mücadeleler yeniden başlamıştır. Fetret Devri’nde (1402-1413) Çelebi Mehmed’in elinde bulunan Amasya, Tokat ve Sivas’ı onun elinden almak isteyen İsfendiyaroğlu Kötürüm Bayezid’in yeğeni yönetimindeki kuvvetler yenilmiş, ardından da Gözleroğlu, İnal oğlu ve Köpekoğulları gibi yerel sülaleler, Çelebi Mehmed kuvvetlerince bertaraf edilmiştir.
Kardeşlerini bertaraf ederek 1413 yılında Fetret Devri’ne son veren Çelebi Mehmed, Amasya muhafızlığına Tokat Bey’i Kutlu Paşa’yı, onun yerine de Bicaroğlu Nureddin Hamza Bey’i atamıştır. Ancak Çelebi Mehmed’in Düzmece Mustafa gailesiyle uğraşmasını fırsat bilen İnaloğlu Yar Ali, Tokat’ı basmış, Kale Beyi olan Bicaroğlu Hamza’yı Kaleye kapanmaya mecbur etmiştir. Amasya muhafızı İsmail Bey’in büyük bir kuvvetle üzerine geldiğini öğrenen Yar Ali, buradan kaçmış ve Tokat tekrar Osmanlı idaresi altına girmiştir (1418) .
Tokat’ta meydana gelen olaylardan biri de II. Murad devrinde Menteşe Beyliği’nin Osmanlılara ilhakından sonra Menteşoğlu İlyas Bey’in iki oğlunun Tokat’ta iki yıl boyunca (1424-25) hapsedilmesidir. 1441 yılında Semendire Kalesi’nin Osmanlılara geçmesiyle buranın hakimi Vılkoğlu’nun iki oğlu burada hapiste tutulmuşlardır.
Tokat’ta ilk tahrir, Fatih Sultan Mehmed zamanında 1455 yılında yapılmış olup, bu tahrir defterinde bazı vergi değişiklikleri ile idari ve halkın durumu, sayıları v.b. tespit edilmiştir. Bu tahrirde “Vilayet-i Tokat” olarak Tokat’ın sancak merkezi haline getirildiği, Sivas’la birlikte bazı şehir ve yerleşimlerin buraya bağlandığı görülmektedir.
Bu dönemde sancak merkezinde 48 mahallenin bulunduğunu M. Tayip Gökbilgin’den öğreniyoruz .
Fatih devrinde Karamanoğullarının ortadan kaldırılmasıyla, kendisine iltica eden Karamanoğullarının kışkırtmasıyla Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, 1471 yılında Bektaş Oğlu Ömer ve Yusufça Mirza’nın yönetiminde büyük bir orduyu Diyarbakır ve Tokat üzerine göndermiştir. Ani baskın karşısında Tokat halkı bir şey yapamamış ve Tokat’ta birçok yapı tahrip edilmiştir. Bu tahribata ait 15 yıl sonra yapılan tahrir kaydından ayrıntılı bilgi edinmekteyiz. Bu ani baskına çok kızan Fatih Sultan Mehmed, 1473 yılında Otlukbeli Zaferi ile Uzun Hasan’dan bu tahribatın hıncını almıştır .
- Bayezid (1481-1512) devrindeki önemli olaylardan birisi de Şah İsmail’in Tokat yöresine kadar gelmesidir. Onun gelmesiyle XIV. yüzyıldan beri yörede etkisini gösteren Babailik, Şiilikle takviye edilerek çevre halkının rahat ve huzurunu kaçırmıştır. Celal adındaki bir eşkiyanın 1510-1511 yıllarında yöredeki Baba Zu’n-nun ile anlaşarak çıkardığı karışıklık Yavuz Selim tarafından takip edilerek bir bakıma II. Bayezid ile Yavuz’un arasını açan sebeplerden sayılmaktadır. Bu mezhep huzursuzluklarından o dönemlerde merkezini Tokat’ın oluşturduğu “Rumiye-i Suğra” eyaletinin zarar görmesiyle, Tokat’tan alınarak Sivas’a nakledilmiştir. Böylece eyalet Beylerbeyileri Tokat yerine Sivas’ta oturmaya başlamışlardır.
Kanuni Sultan Süleyman (1522-1566) devrinin sonlarında İran ile mücadeleler sırasında ve daha sonraları, yöredeki Celali eşkiyalarının sık sık çevre halkını huzursuzluğa ittikleri görülmektedir.
Karayazıcı isyanı Tokat bölgesinde büyük hasara sebep olmuş, Sokulluzade Hasan Paşa’nın isyanı bastırmak için sürdürdüğü takibat sonucu Canik dağlarına kaçan Karayazıcı Abdülhalim’in ölümünden sonra babalarının yolundan giden kardeşi Deli Hasan, Hasan Paşa’yı şehit ederek, şehre büyük zararlar vermiştir (1602) . Bu eşkıya ve isyan hareketleri Tokat ve çevresinde daha sonraki tarihlerde de sık sık vuku bulmuştur. Bu hadiseler ve daha sonraları devlet görevlilerinin çevreye verdikleri huzursuzluklar, adaletsizlikler, eşkıya hareketleri Tokat’ın eski öneminin giderek kaybolmasına yol açmış, Sivas’a bağlı sıradan bir kaza merkezine dönüştürmüştür.
Kurtuluş Savaşı sıralarında da Tokat’ta yaşanan bazı olaylar dikkat çekicidir. Örneğin Samsun’da kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bir şubesi Tokat’ta açılarak Karadeniz’de Rum Devleti özlemcilerine engel olunmuştur. Erzurum’da 20 Mart 1919’da kurulan Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile irtibata geçen Tokatlılar, Karadeniz Türkleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini feshetmişlerdir.
İzmir’in Yunanlılarca işgali ilk kez, Niksar ilçesinde 20 Haziran 1919’da yapılan bir miting ile tel’in edilmiştir.
13 Haziran 1919’da Atatürk, Samsun ve Havza ve Amasya üzerinden gizlice Tokat’a gelmiş, kendisini tutuklamak üzere Sarayca gönderilen Ali Galib’in planlarını bozmuş ve Tokat’ta kendisine sadık 25 kişilik aydın grubuna durum ve amaçları konusunda bilgi vermiştir.
12 Eylül 1919’da Sivas’ta yapılan kongreden sonra Tokatlılar İstanbul hükümeti ile bağlılıklarını kestiklerini ifade etmişlerdir.
16 Mart 1920’de İstanbul’un İngilizler tarafından işgali üzerine 17 Mart’ta Tokat’ta büyük bir miting tertip edilmiş, ardından 23 Nisan’da Ankara’da Türkiye Büyük millet Meclisi’nin açılması bildirilerek, Tokat’tan meclise gidecek olan delegeler belirlenmiştir.
Yörede meydana gelen irticai hareketler bastırılarak, huzur sağlanmış, 29 Ekim 1923 tarihinde de Cumhuriyet ilan edilmiştir.
- Kemal Atatürk 21 Kasım 1931 tarihinde Sivas’ı ziyaret ettikten sonra Tokat’a gelmiş ve Belediyeyi ziyaret etmiştir.
Günümüzde Tokat, tarihimizin, kültürümüzün, yaşama biçimimizin bütün yönleriyle yaşandığı, adeta nefes alıp veren canlı, dinamik, gelişmeye müsait aktif ögeleriyle hem kendisine hem tarihine sahip çıkan bir seyir izlemektedir.
KAYNAK: Tarihi Yaşayan İl Tokat
FOTOĞRAF: Cihat TAŞKIN
