trende

IHLAMUR AĞACININ KALEMKÂR NAZLI YÜZÜ

13.04.2025
105

Prof. Dr. Köksal PABUÇCU

Bahçenizde hiç ıhlamur ağacınız oldu mu? Onun mis kokulu çiçeklerini gün boyu koklayıp doya, doya içinize çektiniz mi? O kokuyla uyuyup, onunla uyandınız mı hiç?

Ihlamur ağacının girdiği evde sıkıntı, keder olmazmış. Derler ki ıhlamur ağacının altında âşıklar kendinden geçer, tüm kırgınlıklar sevgiye dönüşürmüş. Zira ıhlamur ağacı, bütün dertleri kendine çeker, herkesin sıkıntısını boynuna yüklermiş. Gövdesinin büklüm, büklüm oluşu da bundanmış. Gövdesindeki iç dokunun süngersi bir yapıda oluşu, her şeyi içine alıp iyice tutabilmesi içinmiş…

Yapraklarının kocaman oluşu, hataları örtmek için…

Çiçeklerinin küçüklüğü başka güzellikleri gölgelememek içinmiş. Kokusu ruha gıda, kurusu derde şifa…

Ihlamur ağacının pek çok yüzü var.

Bir yüzü geçmişe bakar, mazinin sırdaşı.

Öteki yüzü geleceğe bakar, ümidin arkadaşı…

Bir yüzü, “cefakâr”…

Öteki yüzü, “sanatkâr ve şifakâr”…

Diğer bir yüzü ise, “kalemkâr”

Hepsi birbirinin içinde, birbirine yakın; birbirinden güzel, birbirinden nazlı…

“Kalemkâr”  yüzü ahşap oymacılıkta ve ahşap baskıcılıkta, yazmacılıkta yüzyıllardır kullanılıyor. Sırdaş ağacın dert küpü odunu, boyayı iyice içine çekip bünyesinde tuttuğu ve onu kırk nazla bıraktığı için, çok tercih ediliyor. Sanatkârlar onu hiçbir şeye değişmiyor ve ondan vazgeçemiyorlar. Ustalar, onun kurumaya yüz tutmuş parçalarını maharetle oyup, desen veriyorlar.

Hassas ruhlu ustalar, gövdesinden oyarak ortaya çıkardıkları desenlerin, onun yaralı bağrından gelen seslerin bir yansıması olduğunu söylüyorlar. Bir bakıma ıhlamur ağacı ustasının elinde kalem oluyor, senelere dertlerini söylüyor.  Nakış olup sevginin çoğalmasına yardımcı oluyor…

Bu günlerde ıhlamur ağacı oldukça dertli…

Boynu bükük kalmış…

Çünkü bu nadide sanata gönül veren o ustalar çok azalmış…

Artık kimse onun kalemkâr yüzünü okşamıyor.

Geleceğe dair söyleyecekleri, yumruk gibi içinde kalmış sanki…

Tokat’ta ahşap baskı ile yazmacılık sanatı, altı asırdır yapılıyor…

Ihlamur ağacından yapılan kalıplarla işlenen yazmalar, tarihi ipek yolu üzerindeki bu kentten tüm dünyaya yayılmış…

Sevgililerin aşkları, kederlilerin üzüntüleri, hep bu desenlerde yer almış.

İnsanların bazen açıkça söyleyemedikleri, gizliden gizliye nakışlara yansımış…

Bağlarındaki meyveler, bahçelerindeki çiçekler, yuvalarındaki kırgınlıklar…

Hepsi desen olmuş, dile gelmiş…

Asırlara meydan okuyan tarihi Gazioğlu (Yazmacılar) İşhanı’nın kapısına, yaklaşık on yıldır kilit vurulmuş. Boy, boy yazmaların salındığı o yerleri, şimdi örümcek ağları kaplamış… Ustaların neşeli gülüşlerinin yerini ise,  derin bir sessizlik almış…

Yazmacılar, ıhlamur ağacıyla olan bağlarını neredeyse koparmışlar. Yazmacılığın merkezi bu kentte tek tük kalmış ahşap baskı ustaları. Diğerleri maalesef serigrafi denilen yapaylığın pençesine düşmüşler…

O bağı koparmamaya gayret eden insanlar da var.

Bunlar; ıhlamur ağacının etrafında sanki kenetlenmiş, nakışlarla ‘O’nu ve ‘Yazmacılığı’ her şeye rağmen yaşatmaya çalışıyorlar…

Ve bazı evlerin ahşap oymalı pencerelerinden, ıhlamur ağacına hasret dolu nağmeler hâlâ yükselmeye devam ediyor…

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Boynu bükük bakma maziye

Yaprakların düşer âtiye

 

Gölgendeki gülen âşıklar

Senden haber, haberler dinler

 

Ihlamur ağacının kalemkâr nazlı yüzü

Sen gel,  dertlerimi sarmala sar da bizi

 

Kalem ol da, kâğıt ol da senelere söyle bizi

Nakış ol da, desen ol da, sevgiliye söyle bizi

 

Ihlamur ağacının kalemkâr nazlı yüzü

Sen gel, dertlerimi sarmala sar da bizi”

 

 

 

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Whatsapp
Ayşe Yılmaz
Ayşe Yılmaz
Merhaba.
Size nasıl yardımcı olabiliriz?