Türkiye’nin ikinci büyük kalesi.
Bugünkü Niksar ilçe yerleşiminin kuzeybatısından başlayıp kuzeyine doğru devam eden ve Çanakçı Deresi ile Maduru Deresi’nin arasında kalan tepe üzerinde kurulmuştur.
Pers İmparatorluğunun yıkılmasından sonra I. Mithridates’in M.Ö. 301’de kurduğu Pontus krallığına bağlı bir yerleşim merkezi olan Kaberia, bugünkü Niksar’ın bilinen ilk kuruluş aşamasını teşkil etmektedir. Pontus krallığının eyalet olarak Roma’ya bağlanmasının ardından Pompeius tarafından Kaberya’nın yerinde kurulan şehir, Diospolis adını almış, Diospolis’in imarına katkıda bulunan Pythodoris de aynı yer için Sebaste adını kullanmayı tercih etmiştir.
M.S.395’te Roma imparatorluğu ikiye bölününce Doğu Roma, yani Bizans devletinin sınırları içinde kalan Niksar, 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra da Türk hakimiyetine girmiştir. I. Mithridates’ten itibaren başlayan bu tarihi seyir, Niksar Kalesi için de geçerlidir. Kalenin ilk inşa evresini Romalılara kadar uzatmak mümkündür. Daha sonra tarihi seyir içerisinde Romalılardan Osmanlılara kadar geçen süreçte meydana gelen savaşlar, kalenin tahribata uğramasına ve çeşitli onarım ve eklemeler görmesine neden olmuştur. Dolayısıyla kalenin bir bütün olarak tarihlendirilmesi güçtür.
Kale sur duvarlarında bulunan ve İsmail Hakkı Uzunçarşılı tarafından tespit edilerek yayınlanan 0.60×0.62 m. ölçülerindeki kitabe, Niksar Kalesi’nin durumuna açıklık getirmektedir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın 1197 tarihiyle yayınladığı kitabe Prof. Dr. Tanju Cantay tarafından 1179 tarihi ile yeniden değerlendirilmiştir ve kitabe metni şu şekildedir:
عمل جمال الدين………………..
امر هذه العمارة المباركة………
القاهر ركن الدولة والدين
ابو المظفر سليمن بن قلج ار
سلان عز نصره تاريخ محرم سنة اربع و تسعين و خمسمائة
Amele Cemâleddin
Emere hâze’l-‘imarete’l-mübârekete’l-melik
El-Kâhir ruknu’devle ve’d-din
Ebu’l-Muzaffer Süleyman Şâh bin Kılıç
Arslan ‘azze nasruhû tarih zilhicce sene erba’a ve seba’in” (h.1179)
Tercümesi: Bu mübarek yapıyı … el-kâhir Rükneddin Ebulmuzaffer Süleyman bin Kılıçarslan (Allah zaferini aziz kılsın) 594 (1197-98) yılı Muharrem ayında emretmiş ve Cemaleddin yapmıştır.
Niksar kalesi, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, “üç kapısı olan altı köşeli, eski fakat sağlam bir yapı” olarak tarif edilmektedir.
Mevcut kalıntılarından Niksar Kalesi’nin bir iç ve bir dış kaleden müteşekkil olduğu anlaşılmaktadır. Kalan izlerden üç ayrı yapılaşma dönemi gösteren iç kalede ortadaki bölüm, Mithridates’e kadar dayandırılan Niksar Kalesi’nin çekirdeğini oluşturmaktadır. XI. yüzyılın sonları ile XII. yüzyılın başlarında, orta kısmın doğusuna, yeniden bir tahkimat eklendiği anlaşılmaktadır. Çiğ kapısı ile dışarıya açılan bu bölüm, saray ve iç kaleye kuzeyden gelebilecek tehditleri önleyebilecek kadar tahkimatlı ve sağlam inşa edilmiştir. Orta bölümün batısında yer alan ve cami, hamam, türbe ve medrese gibi çeşitli fonksiyonel yapıları bünyesinde barındıran bölüm ise kalenin yerleşim ve iskan sahası olarak kabul edilebilir.
İç kalenin kurulduğu tepe yerleşiminin Çanakçı Deresine doğru inen yamaçlarında, dış kaleyi oluşturan ikinci bölüm yer almaktadır. Celali isyanlarını bastırmak amacıyla ya da çeşitli dönemlerdeki savaşlardan korunmak amacıyla Çanakçı Deresine paralel olarak uzanan dış surlarla çevrili bu alan, doğu-batı ekseninde uzanan ancak, her kümbet kapısına kadar ulaşmayan bir surla ikiye bölünmüş durumdadır. XI. yüzyıla ait çeşitli seyyahların yazmış olduğu seyahatnamelerden ve resmi kayıtlardan Niksar Kalesi’nin yedi kapısı olduğu anlaşılmaktadır. Dış surlara açılan bu kapılardan bazıları, bugün de bilinmemekte ve tespit edilememektedir. Bunlar kaynaklarda da geçen Her Kümbet Kapısı, Çiğ Kapısı ve Ulu Camii Kapısı gibi kapılardır. Bazı bilim adamları bunlara ilaveten Büyük Hamam Kapısı, Küçük Parmak Kapısı ve hükümet konağı civarında olması muhtemel üç kapı daha eklemektedirler. Yedinci kapının ise bugün harap olduğu için zikr edilmeyen bir kapı olduğu düşünülebilir.
KAYNAK: Tarihi Yaşatan İl Tokat
FOTOĞRAF: Cihat TAŞKIN / TUDER











